@lenansavasiyor - lenan komünizm için savaşıyor

Komünizm için savaşan bir savaşçı adsız bir nefer MARKSİZM-LENİNİZM-MAOİZM
Advertisement
BENİM ÖFKEM KAYALAR GİBİ SERT, BENİM ÖFKEM ÇOCUKLAR GİBİ ŞEN.

NECMETTİN GİRİTOĞLU
lenan komünizm için savaşıyor - @lenansavasiyor Instagram Profile - inst4gram.com
lenansavasiyor
0

BENİM ÖFKEM KAYALAR GİBİ SERT, BENİM ÖFKEM ÇOCUKLAR GİBİ ŞEN. NECMETTİN GİRİTOĞLU

(3) “Sendikacılar, “Protokolü imza edeceğiz” diye on gündür oyalıyorlar... Bu, işçinin tansiyonunu düşürmek için bir taktik... Bakalım, devran ne gösterir... Yalnız, atide güneş falan yok... Herifler bizi bit pazarında yırtık ceket satar gibi sattılar. (...) Kabahat mi: İşçinin... Grev yaptı... İsteseydi biz ona hakkını vermez miydik, çok ayıp. Ama, tüm suç onda değil. Memleketteki anarşistlerin işi bu. Ezmek lazım onları. Ah şu anayasa... Değiştirmeden onu, bu memlekete huzur gelmez!” Grev, katakulli sözleşmeyle greve çıkılmadan önce verilen hakların daha azıyla bitirilir, kaybedilmişlik zafer diye ilan edilir, işverenle sendika el ele, varlık gösterenleri yok etmek için, ellerinden geleni artlarına koymazlar. Necmettin “Kimse her şey bitti diyemez. Bu büyük bir tecrübe idi. Bunun ışığında çok şey yapılır” diye bakar yarına. Bu defa, “moralim beton gibi” der. Çok şey yapacaktır yapmasına TİP’in ilçe sekreteridir ya, ters giden bir şeyler vardır… Değil çok şey, bir şey yapacak olsa, dur der Parti. Yapacağı her eylem için Parti’den buyur beklemek aklının alacağı şey değildir Necmettin’in. Parti, oy goygoyculuğu yapmalarını istemektedir. “Aman, fabrikada fazla faal olmayın, sizi işten atarlarsa orada örgüt dağılır, köylere gidip, köylülerle diyalog kurun” diyeduran Parti’dir. Necmettin’in gitmediği köy, girmediği maden, konuşmadığı insan kalmaz. Hele o haftada iki defa kurulan pazara ne çok gider. Pazar yeri Subaşı’ndadır. Necmettin köylülerle tanışıp arkadaş edinince onu köylerine davet ederler. Hele birinin köyünün adı Kızılca’dır ve o köyün adı Necmettin’in haliyle çok hoşuna gidince tabana kuvvet; Kızılca’ya gider. (DEVAMI YORUMDA)
lenan komünizm için savaşıyor - @lenansavasiyor Instagram Profile - inst4gram.com
lenansavasiyor
6

(3) “Sendikacılar, “Protokolü imza edeceğiz” diye on gündür oyalıyorlar... Bu, işçinin tansiyonunu düşürmek için bir taktik... Bakalım, devran ne gösterir... Yalnız, atide güneş falan yok... Herifler bizi bit pazarında yırtık ceket satar gibi sattıla

(2)
1968’de Ereğli TİP İlçe Sekreteri, Maden-İş Gençlik Kolları’nın Başkanı Necmettin’dir. Beyaz yakalı işçidir. Toplu sözleşme haklarından yararlanamayan A personeli olmasına rağmen, sendikaya üyedir. Aslında Necmettin’in kendisi başlı başına bir sendikadır. İşçilerin arasında bir başka adamdır ama yabancı değil... Adamdır demek lafın gelişi, gencecik çocuktur. Daha yirmilerinin ilk yarısında... Sanki işçilerin içlerinden biridir... Onu bir gören bir daha bakar, sesini bir defa duyan bir daha duymak ister, anlattıklarını dinleyen yine bir şeyler anlatsın der, bir ayağa kalktı mı peşinden birilerini değil binleri sürükler. Şöyle elini kaldırıp “İşçi kardeşlerim!” diye seslendiğinde o elin kendi eli olmaktan çıkıp ne kadar işçi varsa o kadar işçinin eli olduğunu, o elin dünyayı sırtlayacağını, dünyayı yerinden oynatacağını görürsünüz. Böyle büyülü bir delikanlı. Yoksa teorik bilgisi o kadar da yeterli değil. İşçileri eğitirken kendisini de eğitiyor. Fabrikada, Tuğla Müdürü’nün sekreterliğini yaparken yapayalnız, işçilerin arasındaysa kalabalık mı kalabalık. Tuğla Müdürlüğü’ne gelmeden önce üretimde kızgın akkor halindeki demire damga vuran Necmettin, aslında Ereğli’de kızgın kor haliyle işçi sınıfına damgasını vurmaktadır. Daktilosuna kağıdı takıp “Öfkem” diye başlığı atıp “Benim öfkem kayalar gibi sert / Benim öfkem çocuklar gibi şen” diye yazan Necmettin’dir. Bir de yakışıklı ki sormayın.

Gün emperyalizme ve sömürüye karşı durma zamanıdır. Necmettin, 16 Şubat 1969’da İstanbul’a gelir; Ereğli’den fabrikadan arkadaşlarıyla birlikte. Amerikan 6. Filosu'nun İstanbul'a demirlemesini protesto için emperyalizme ve sömürüye karşı düzenlenen mitinge katılacaklardır. Beyazıt'ta toplanırlar… Yaklaşık 30 bin kişiden biri Necmettin’dir. Yürüyüşe geçilir. Sultanahmet, Sirkeci, Karaköy, Tophane... Taksim'de bir grubun toplandığı haberi gelir. Sakallı, bereli, tespihli...Günlerden pazardır. Henüz bir sıfatı yoksa da pazarın, çok geçmeden o pazar Taksim’de “Kanlı Pazar” olacaktır. Gericiler mitinge Müslüman Türkiye sloganlarıyla saldırır. (DEVAMI YORUMDA)
lenan komünizm için savaşıyor - @lenansavasiyor Instagram Profile - inst4gram.com
lenansavasiyor
2

(2) 1968’de Ereğli TİP İlçe Sekreteri, Maden-İş Gençlik Kolları’nın Başkanı Necmettin’dir. Beyaz yakalı işçidir. Toplu sözleşme haklarından yararlanamayan A personeli olmasına rağmen, sendikaya üyedir. Aslında Necmettin’in kendisi başlı başına bir se

(1)
Ne güzelmiş Ereğli! Necmettin, denizsiz Ankara’dan sonra Ereğli’de otobüsten iner inmez önce mavi desen mavi değil, yeşil desen yeşil değil denizin karşısında durur, sonra döner dağlara tepelere, yeşilin her tonuna. Hem deniz olmak ister, hem dağ. Bağlık’taki bekâr lojmanlarındaki odasına yerleşir. Çantasını kenara koyup içinden kitaplarını çıkartır. Jack London’un Demir Ökçe’si, John Steinbeck’in Bitmeyen Kavga’sı, Politzer’in Felsefenin Temel İlkeleri… Üstünde üniforma gibi yeşil pantolonu, kahverengi ceketi. Balkona çıkar. Mis gibi çilek kokar Ereğli. Aklı fikri ne girdiği işte, ne alacağı parada, sadece işçi sınıfında.

Dışarıda 1967... dünyanın en güzel yılına; 1968’e doğru akıp gitmekte. 1968’de dünya ayağa kalkacak, uyuyarak değil de uyanarak, gözlerini kocaman açarak, en güzel rüyasını görecek. Tarih, tarihe geçecek. Yıllardan başkaldırının yılı olacak. Paris’te üniversite öğrencilerinin ayaklanması yetmeyecek, dokuz milyon işçi de ayaklanacak, dünya bir kez daha genel grevi görecek... “Gerçekçi ol, imkânsızı iste!” Paris sokaklarına yazılan duvar yazılarından sadece biri. Bir diğeri, “Ne tanrıları isterim ne de efendileri!” Bunların hepsi Necmettin’in kulağına küpe, yüreğine umut olacak. Türkiye de açacak gözlerini… Üniversitelerde işgaller, boykotlar, Fikir Kulüpleri Federasyonu’nda örgütlenme... Üniversite gençliğinin salt üniversitelerin iyileştirilmesi için değil bütün dünya için ayağa kalktığı yıl olacak 1968… Sadece bir yıl değil 1968. Bir kuşak. Bir devrimci yükseliş; buram buram gençlik kokan, cesaret yayan, düşlerin en güzelini yaşatan… İşçi sınıfı da ayakta. Saraçhane meydanını dolduracak, Kavel’de direnecek... Paşabahçe Cam Fabrikası’nın kapısına grev pankartını asacak. DİSK’i kuracak. Ülkenin başında kıratında Süleyman Demirel… Namıdiğer Morrison Süleyman Başbakan, “Biz solcuların nefesi dinliyoruz” diyen Faruk Sükan İçişleri Bakanı... TİP on beş sosyalist milletvekiliyle mecliste...
(DEVAMI YORUMDA)

DEVRİM ŞEHİTLERİ ÖLÜMSÜZDÜR!
KAHROLSUN FAŞİZM KAHROLSUN KAPİTALİZM KAHROLSUN EMPERYALİZM
#tip #thkp-c
lenan komünizm için savaşıyor - @lenansavasiyor Instagram Profile - inst4gram.com
lenansavasiyor
2

(1) Ne güzelmiş Ereğli! Necmettin, denizsiz Ankara’dan sonra Ereğli’de otobüsten iner inmez önce mavi desen mavi değil, yeşil desen yeşil değil denizin karşısında durur, sonra döner dağlara tepelere, yeşilin her tonuna. Hem deniz olmak ister, hem dağ

Küba: Devrim İçinde Devrim ”Oriente kıyılarına çıkmadan önce Fidel’in Mao’nun askeri yazılarını henüz okumamış oluşunu bir şans kabul etmek gerekir. Bu sayede o, yerinde ve kendi tecrübelerine dayanarak, bulunduğu araziye en uygun askeri öğretinin ilkelerini tespit edebilme imkanına kavuşmuştur.” Küba devrimi karakteristik özellikleriyle devrimin içinde bir devrim olmuştur. Bunu sağlayan Küba’nın Latin Amerika özgülünde yeni bir devrimci örgütlenme metodu ortaya çıkarmasıdır. Küba devrimi ne Bolşevik devrimi gibi şehrin temel alındığı ayaklanma modeliyle ne de Çin ve Vietnam devrimlerinde ki model olan parti ve cephe ayrımına dayanır. Küba devrimi politik lider ve savaşçı birlikteliği, gerillanın partiye öncül olması ve eylemin rotayı belirlemesi açısından yeni bir yapıyı açığa çıkarmıştır. Onda ne Bolşevikler de iç savaş sırasında var olan Lenin’in partinin lideri olduğu, Troçki’nin ise Kızıl Ordu’nun askeri lideri olduğu yapı ne de Çin devrimcilerin de bulunan Mao’nun politik lider, Çu Teh’in askeri lider olduğu bir yapı vardır. Politik liderler öncü savaşçı, öncü savaşçılar ise politik liderlerdir. Fidel, Guevara veya Camilo gerillanın politik liderleri olduğu gibi öncü savaşçı ve komutanlardır da.

Politik-askeri liderliğin birlikte var olmasının çeşitli nedenleri vardır. Bunun içinde doğrudan bir olgu ise yeni sömürgeciliğin varlığıdır. Vietnam veya Çin gibi yarı sömürge ülkelerde gelişen devrimci hareketler daha henüz mücadelelerin başında iktidar sorunlarıyla karşı karşıya kalmışlardı. Kısa sürede azımsanamayacak bir kitlesellik sonrasında ise kurtarılmış bölgelere ulaşan bu devrimci hareketler mücadelelerini başından itibaren parti-cephe veya politik-askeri örgütlenmelerin ayrımı üzerine kurabildiler. Yeni sömürge Küba’da ise durum farklıydı. Küba’da ne Çin ve Vietnam gibi doğrudan sömürgeci işgal vardı ne de merkezi yapının zayıflığı nedeniyle kendiliğinden açığa çıkabilen köylü isyanları. Küba, biçimsel bağımsızlık ve devlet aygıtının şiddeti üzerinden kitlelerin tepkilerinin açığa çıkmasının engellediği bir ülkeydi. (DEVAMI YORUMDA)
#che #cuba #regisdebray
lenan komünizm için savaşıyor - @lenansavasiyor Instagram Profile - inst4gram.com
lenansavasiyor
6

Küba: Devrim İçinde Devrim ”Oriente kıyılarına çıkmadan önce Fidel’in Mao’nun askeri yazılarını henüz okumamış oluşunu bir şans kabul etmek gerekir. Bu sayede o, yerinde ve kendi tecrübelerine dayanarak, bulunduğu araziye en uygun askeri öğretinin il

Ulaş Bardakçı, 1947 yılında Hacıbektaş'da dünyaya geldi. İlk ve orta öğreniminden sonra ODTÜ'de üniversite öğrenimine başladı. Burada devrimci düşüncelerle tanıştı. 1970 başlarında Mahir Çayan ve arkadaşları tarafından kurulan Türkiye Halk Kurtuluş Partisi-Cephesi'ne (THKP-C) girdi. Mahir Çayan ve Hüseyin Cevahir'le birlikte örgütün merkez komitesinde yer aldı. THKP-C'nin ilk silahlı eylemlerine katıldı.12 Mart darbesinden sonra yakalanan THKO önderlerinin salıverilmesini sağlamak için İsrail İstanbul Başkonsolosu Efrayim Elrom'un kaçırılması eyleminde aktif olarak yer aldı.

Elrom'un kaçırılması ardından başlatılan Balyoz Harekâtı sırasında yakalanarak cezaevine konan Bardakçı, Mahir Çayan, Cihan Alptekin, Ziya Yılmaz ve Ömer Ayna ile birlikte Kasım 1971 'de Maltepe Askeri Cezaevi'nden firar etti.

İstanbul 'da devrimci faaliyetlerini sürdüren Bardakçı'nın İstanbul Arnavutköy'de saklandığı ev 19 Şubat 1972 günü kuşatıldı. Bardakçı, saklandığı evde arama yapan polislerle giriştiği silahlı çatışma sonucunda öldürüldü.Ulaş Bardakçı, cuntaya karşı mücadele ederken darbeciler tarafından öldürüldü. Ulaş'ı ve 12 Mart darbesine direnen diğer devrimcileri anmak, günümüzde tüm darbelere ve darbe girişimlerine karşı çıkmak, darbecilere karşı onlar gibi kararlılık ve cesaretle karşı koymak anlamına geliyor.

DEVRİM ŞEHİTLERİ ÖLÜMSÜZDÜR!
lenan komünizm için savaşıyor - @lenansavasiyor Instagram Profile - inst4gram.com
lenansavasiyor
0

Ulaş Bardakçı, 1947 yılında Hacıbektaş'da dünyaya geldi. İlk ve orta öğreniminden sonra ODTÜ'de üniversite öğrenimine başladı. Burada devrimci düşüncelerle tanıştı. 1970 başlarında Mahir Çayan ve arkadaşları tarafından kurulan Türkiye Halk Kurtuluş P

Advertisement
LENİNGRAD ONURUNA SENFONİ

1941’de hızlı bir askeri operasyona girişen Alman ordusunun saldırısı başkent Moskova ve devrimin sembolü olan Leningrad (Bu kentin 16 kilometre yakınına kadar geldi) kapılarına ulaştı. Komünist Parti Bürosu ve Stalin, Volga Irmağı kıyısındaki Kuibyshev’in tahliye edilmesi emrini verip olağanüstü hal ilan ettiler. Burası, Moskova’nın düşmesi durumunda resmi olarak olmasa da yedek başkent olarak belirlendi. Devlet ve Parti organları tahliye edildi. Öncelikle kültür dünyasının önemli şahsiyetlerinin kenti terk etmesi gerekiyordu. Moskova’nın en prestijli 4 tiyatrosunun bunu yapmasına karar verildi. Lenin Devlet Tiyatrosu, Gorki Sanat Akademisi Tiyatrosu, Küçük Akademi Tiyatrosu ve Vajtangov Devlet Tiyatrosu. 43 yolcu taşıtı ve 35 yük vagonu bu amaç için organize edildi. Bu sanatçılar arasında, Leningrad onuruna ünlü 7. Senfoni’yi yazan Besteci Shostakovich de vardı. 7. Senfoni daha sonra efsanevi Bolşoy Orkestrası tarafından yorumlandı ve ilk olarak yaşlı Toscanini’nin şefliğinde Londra’da Albert Kraliyet Salonu’nda çalındı.

Stalin’in isteği üzerine her ne pahasına olursa olsun Leningrad’da senfoninin ilk dinletisi gerçekleştirilecekti. Cepheye gitmesi uygun görülmeyen yaşlı müzisyenler bir araya geldiler; 9 Ağustos 1942 tarihinde Leningrad Büyük Flarmoni Salonu’nda çalmak için altı hafta boyunca prova yaparak tüm enerjilerini harcadılar. Senfoniyi tüm Leningrad sakinlerinin dinleyebilmesi için büyük hoparlörlerle güçlendirilerek radyodan yayımlandı. Senfoninin, Almanların, Baltık donanmasındaki zırhlı gemilere yerleştirilmiş 3 bin top fırlattıkları hatlarında da duyulduğu söylenir. Senfoni içindeki üflemeli, vurmalı çalgıların ritmi ve tambur vuruşlarının Almanların top seslerine karışıp bunları epik bir armoni içinde erittiği ve bastırıp susturduğu dile getirilir. (DEVAMI YORUMDA)
#sanat #leningrad
lenan komünizm için savaşıyor - @lenansavasiyor Instagram Profile - inst4gram.com
lenansavasiyor
1

LENİNGRAD ONURUNA SENFONİ 1941’de hızlı bir askeri operasyona girişen Alman ordusunun saldırısı başkent Moskova ve devrimin sembolü olan Leningrad (Bu kentin 16 kilometre yakınına kadar geldi) kapılarına ulaştı. Komünist Parti Bürosu ve Stalin, Volg

Değişmeyen USA imzası: Son Amerikan birlikleri Vietnam’dan çekilse de adına “Savaş Sonrası Savaş” denilen bir iç savaş ortamı bıraktılar. ABD tarafından eğitilen ve silahlandırılan paramiliter Güney Vietnam birlikleriyle Kuzey’deki Demokratik Cumhuriyet’in savaşı 1975’te Ho Chi Minh liderliğindeki gerillaların geniş kapsamlı saldırısıyla zaferle sonlandırıldı. Başkent Saygon düştü. Şehrin adı “Ho Chi Minh” oldu.“Tüfeği olanlar tüfekleri, kılıçları olanlar kılıçları, kılıçları olmayanlar küçük çapa ya da sopalarıyla savaştı. Her mezra ve cadde birer kale, her insan bir savaşçı, her parti hücresi bir kurmay heyeti gibiydi. Zafer, çok büyük bedellerle 3 milyon şehit, yüzbinlerce yaralı ve sakatla kazanıldı.” Ho Chi Minh

ABD’nin 500 bin asker, 3300 uçak ve 5000 helikopterle hüsrana uğraması. Resmi rakamlar 2 milyon Vietnamlı’nın katledildiğini söylese de, ölü sayısının 3.4-3.8 milyon arasında olduğu yönünde araştırmalar da var. Pentagon 2011 yılında savaşla ilgili 7 bin arşiv belgesini yayınladı ve 54 bin askerin öldüğünü açıkladı. Şüphesiz Vietnam Direnişi -iki büyük “Paylaşım Savaşı” ile- 20. Yüzyılın en önemli tarihsel kesitini oluşturuyor: Asimetrik Savaş olgusu, Halk Savaşı pratiği, muhalif hareketlere esin kaynağı oluşu gibi birçok açıdan zengin ve geniş bir pratik ve politik miras.

Bu paha biçilemez mirasın izini sürmek için Ho Amca’nın devrimcilere verdiği nasihat, işaret fişeği niteliğinde: “Devrim tek bir kişi tarafından yapılamaz. Büyük bir güce ihtiyaç var, tüm halkın katılması gerekli… Militanlarımız iyi kalpli, açık fikirli ve içten olmalı… Bir insan sadece zulmün, acılarının nedeni olduğunu anladığında mücadeleye katılır. Bu yüzden insanlara yalan söyleyemeyiz. Bir devrimcinin halk karşısında, sanki feodal diktatör gibi, kibirli ve küstah bir tutum almaya hakkı yoktur. Bir devrimci mütevazı olmalıdır!”
lenan komünizm için savaşıyor - @lenansavasiyor Instagram Profile - inst4gram.com
lenansavasiyor
2

Değişmeyen USA imzası: Son Amerikan birlikleri Vietnam’dan çekilse de adına “Savaş Sonrası Savaş” denilen bir iç savaş ortamı bıraktılar. ABD tarafından eğitilen ve silahlandırılan paramiliter Güney Vietnam birlikleriyle Kuzey’deki Demokratik Cumhuri

Advertisement
Vietnam tüm tarihi değerleri ve yaşamsal bulgularıyla 4 bin yıllık büyük bir tarihe sahip; ancak tarihsel ve arkeolojik sondajın yetersizliği yüzünden bu ülkeye ait çok az veriye sahibiz: Bugünkü Vietnam halklarının ataları kabul edilen Vietler’in M.Ö. 3. Yüzyıldan itibaren Çin’in gölgesinde kabileler halinde yaşadığını, uzun dönem Çin egemenliği altında olduklarını ve ancak M.S. 10. Yüzyılda bağımsızlıklarına kavuşabildiklerini biliyoruz.

Bu kritik bağımsızlıktan 20. Yüzyıldaki Büyük Savaş’a kadar yaşananlar:

1- Kadim İşgalci Çin: ”İlk beyaz adam Amerika’ya ayak basmadan 500 yıl önce Cao Bien (Çin işgali için gelen komutan) Lo nehrinin kenarında Vietnam’ın zenginliklerini Çin’e taşımanın planlarını yapıyordu ki, kocaman ve dehşet verici bir şey gördü. Muazzam bir şekil nehirler ve tepeler boyunca üzerinden yükseliyordu: Ben bu ülkenin ruhuyum; beni asla yenemeyeceksin!” (Syf.7)

Çinliler o “ruh”la karşılaştıktan 50 yıl sonra Vietnam’dan kovuldular.

2- Yenilmez Armada Moğollar: Çinliler’i kovduktan sonra 300 yıl barış içinde yaşayan Vietnamlılar bu kez efsanevi komutan Kubilay liderliğindeki Moğollar’ın menziline girerler: “Peki Vietnam Kubilay Han için ne ifade ediyordu? Kubilay Çin’den Avrupa’ya birçok yeri silip süpürmüş Hindistan’a kadar inmişti. Yeryüzünün çoğunluğunda hükümdar O’ydu. Onun kuralları geçerliydi. Ama Vietnamlılar O’nu defettiler. İyi de nasıl: Gerilla Savaşı taktiğiyle…”(Syf.9)

Moğollar sonrası Vietnam’ın kabusu olan Ortaçağ sürecine değinmek gerek: “Ortaçağ boyunca Vietnamlılar Avrupa’da olduğu gibi feodalizm altında yaşıyorlardı. Ülkeyi bir kral ve soylular çetesi yönetiyor; kendileri için yoksul köylüleri çalıştırıyorlardı… On yıllarca soylular çetesi kendi aralarında çatışıp durdular.”(Syf. 10)

Yakın çağ ise “Vietnam’da bulutların dağıldığı an” olarak tarif edilebilir: “1789 sonrası… Vietnam’ın altın çağıydı. Vietnam dilinde romanlar, şiirler, tıp, coğrafya, felsefe üzerine kitaplar yazıldı. Bilimsel kültür ortaya çıktı.”(Syf. 11)
(Devamı yorumda)
#vietnam #hochiminh
lenan komünizm için savaşıyor - @lenansavasiyor Instagram Profile - inst4gram.com
lenansavasiyor
4

Vietnam tüm tarihi değerleri ve yaşamsal bulgularıyla 4 bin yıllık büyük bir tarihe sahip; ancak tarihsel ve arkeolojik sondajın yetersizliği yüzünden bu ülkeye ait çok az veriye sahibiz: Bugünkü Vietnam halklarının ataları kabul edilen Vietler’in M.

“Afrika yalnızca bir kıta değildir. O, sömürgeci ve köleci şiddete gösterdiği tepkiyle insanlığın bilenmiş bir yazgı ortaklığıdır.”/ (Malcolm X)
lenan komünizm için savaşıyor - @lenansavasiyor Instagram Profile - inst4gram.com
lenansavasiyor
0

“Afrika yalnızca bir kıta değildir. O, sömürgeci ve köleci şiddete gösterdiği tepkiyle insanlığın bilenmiş bir yazgı ortaklığıdır.”/ (Malcolm X)

“Şiddetin Peygamberi” ya da “Cezayir’in Asi Beyni”: FRANTZ FANON! ”Sömürgesizleştirme, tüm çıplaklığıyla sunulduğunda, bütün gözeneklerinden el yakan sıcaklıkta mermiler ve kanlı bıçaklar fışkırır. Çünkü eğer sonuncu birinci olacaksa, bu ancak iki başoyuncunun kanlı ve kesin çatışması sonucu olabilir.”
Fransa’da tıp eğitimi alan ve psikoloji üzerine yoğunlaşan Fanon, Nazizm’e karşı Fansa ordusuna katılmıştır: Ordudaki hiyerarşi (siyah-beyaz ayrımı) ve savaş sonrası “İsyancıların Mekke’si” diye anılmaya başlanan Cezayir gezileri, psikolojik-düşünsel sürecini şekillendirmiştir.

Onun düşüncesinde Ulusalcılık ve Afrikacılık, siyah Amerika ve siyah Afrika, idealcilik ve faydacılık, entelektüellik ve militanlık, bireysel analiz ve kolektif hareket, psikolojik yaşam ve fiziksel çarpışma, sömürgecilik sorunu ve yeni-sömürgecilik arasındaki karşılıklı etkileşimleri rahatça gözlemleyebiliriz

Marx’ın meşhur sözünü yaşamının/düşünsel formasyonunun temel ilkesi olarak belirlediğini sürekli vurgulamıştır: “Artık söz konusu olan dünyayı tanımak değil, dünyayı değiştirmektir. Egemenlikten kurtulmak bizzat sistemi yıkmayı gerektirir.”
lenan komünizm için savaşıyor - @lenansavasiyor Instagram Profile - inst4gram.com
lenansavasiyor
0

“Şiddetin Peygamberi” ya da “Cezayir’in Asi Beyni”: FRANTZ FANON! ”Sömürgesizleştirme, tüm çıplaklığıyla sunulduğunda, bütün gözeneklerinden el yakan sıcaklıkta mermiler ve kanlı bıçaklar fışkırır. Çünkü eğer sonuncu birinci olacaksa, bu ancak iki ba

“Afrika’nın CHE’si ve Kıtanın Son Otantik Umudu”: THOMAS SANKARA

Henüz 17 yaşında bir gençken dönemin esaslı entelektüel ve eylem adamlarından biri olan Touré ile tanışması yaşamında milat oldu: O’nun sayesinde Marksizmi öğrenir, anti-emperyalizmi keşfeder. Sonraki yıllarda gündemi bellidir: Ülkesini baskı altına alan yeni sömürgecilik ve emperyalizmin, Afrika ve dünyadaki özgürlük hareketleri ile özgürlüğe yani Sosyalizme yürüyen halklar ile birlikte yok edilmesi.

40 yıllık yaşam süresiyle dünyanın en yoksul ülkesi olan Yukarı Volta’ya 33 yaşında devlet başkanı olan Sankara, Afrika’nın hatta tüm gezegenin en genç devlet başkanı olarak anılmıştır.

İnanılmaz halk desteğiyle 80’lerin başında Afrika’nın en popüler önderlerinden olan “Che’nkara”, Küba modeline hayranlığını gizlemeyerek, yaşamı boyunca halkın çıkarlarını savunan örgütleri bir araya getirmeye çalıştı.

1987’de Fransa destekli bir darbenin ardından katledildi.
lenan komünizm için savaşıyor - @lenansavasiyor Instagram Profile - inst4gram.com
lenansavasiyor
0

“Afrika’nın CHE’si ve Kıtanın Son Otantik Umudu”: THOMAS SANKARA Henüz 17 yaşında bir gençken dönemin esaslı entelektüel ve eylem adamlarından biri olan Touré ile tanışması yaşamında milat oldu: O’nun sayesinde Marksizmi öğrenir, anti-emperyalizmi k

“Afrikalı Lenin”: AMİLCAR CABRAL

Mücadeleye Salazar’ın Portekiz’inde başlar; ancak aklı ve kalbi ülkesi Gine’dedir. Daha sonra ulusalcı bir hareket inşa etmek için Lizbon’dan Gine’ye gelir.

Cabral, “Afrika Devrimi” yolunda kendisinden önceki önderlerin düştüğü yanlışların bilincindeydi; bu yüzden eylemde ve düşüncede Fanon’un yolunu izledi. Kendisini 60’lı ve 70’li yıllardaki enternasyonalist mücadelelere adadı.

Ortodoks bir Marksist anlayışa sıcak bakarak, politik düşüncesinde Lenin’e özel bir yer vermesi ve 1917 Devrimi’nde, “her somut durumun somut analizini” gördüğünü belirtmesi, “Afrikalı Lenin” lakabını da beraberinde getirdi.

Afrika’daki en özgün örgütlerden olan PAIGC’yi kurdu ve yönetti. Bu örgütün özelliği iki ulusu/iki ülkeyi birden bağımsızlığa taşıma iddiasında olmasıdır: Gine ve Yeşil Burun

Cabral, Edward Said’e göre: “Fanon ile birlikte Afrika üzerine en ayrıksı  ve radikal görüşleri benimseyen” liderdir.

Portekiz gizli servisinin suikastıyla yaşama veda etmiştir.
lenan komünizm için savaşıyor - @lenansavasiyor Instagram Profile - inst4gram.com
lenansavasiyor
0

“Afrikalı Lenin”: AMİLCAR CABRAL Mücadeleye Salazar’ın Portekiz’inde başlar; ancak aklı ve kalbi ülkesi Gine’dedir. Daha sonra ulusalcı bir hareket inşa etmek için Lizbon’dan Gine’ye gelir. Cabral, “Afrika Devrimi” yolunda kendisinden önceki önderl

Şu yeryüzünde öncelikle bir davanın, halkların davasının, adalet ve özgürlük davasının köleleri değilsek, başka hiçbir şey değiliz.” (Frantz Fanon)
lenan komünizm için savaşıyor - @lenansavasiyor Instagram Profile - inst4gram.com
lenansavasiyor
0

Şu yeryüzünde öncelikle bir davanın, halkların davasının, adalet ve özgürlük davasının köleleri değilsek, başka hiçbir şey değiliz.” (Frantz Fanon)

Yabancılaşma ve Marksizm “İnsan, Tanrıya ne kadar çok şey verirse kendinde o kadar az şey kalır. İşçi, yaşamını nesneye koyar. Ama o zaman yaşamı kendisinin değil, nesnenindir. Demek ki bu etkinlik ne kadar büyükse işçi o kadar nesnesizdir.”
Yabancılaşma kavramı ilk olarak Hegel tarafından kullanılmaya başlamıştır. Hegel için yabancılaşma bilincin kendini nesneleştirmesi yani verili maddi gerçekliği üretmesiydi. Gerçekliği bilincin tersine çevrilmiş yaratımı dolayısıyla bilincin yabancılaşması olarak gören Hegel’e karşı Marks nesneleştirme süreçlerinin yabancılaşmayla özdeşleşemeyeceğini söyledi. Nesnel toplumsal dünyanın soyut bir bilinç tarafından değil maddi pratik tarafından üretildiğini vurgulayan Marks, insan pratiğinin kendisini sadece yaşam için gerekli olan maddi ürünlerde değil toplumsal ilişki ve kurumlarda da oluşturduğunu söyledi. İnsan pratiğinin bu olgular üzerine nesneleşmesi ise kendiliğinden yabancılaşma anlamına gelmiyordu. Yabancılaşma, insanın nesnel toplumsal dünyayı üretmesine rağmen kontrol edilemeyen ”sınırlandırılmış aktivite” tarzından kaynaklanıyordu. Yani insan pratiğinin sonuçlarında insan kontrolünün eksikliğiydi.
”Pratik olarak üretilmiş olan nesnel koşullar, kendi üreticilerini yönetir, özneler nesne, nesnelerse özne haline gelir.”
Yabancılaşmanın kökeniyse sınıflı topluma geçişle birlikte var olan tersine dönme süreci kaynaklıdır. Komünal toplumsal yapıdan üretim güçlerinin gelişimiyle birlikte sınıflı topluma geçiş insanın kendi ürettiği nesne üzerinde söz sahibi olamamasını dolayısıyla yabancılaşmayı getirmiştir. Üretim güçlerinin dönüşümünden kaynaklanan bu durum tarihin hareket noktasında bir zorunluluk olsa da soyut bir üretim zorunluluğu değildir.
Marksizm ise bu yabancılaşmayı dönüştürecek bir ekonomik ve toplumsal yapının oluşacağı politik devrimi geliştirmenin yöntemidir. Kapitalist üretim tarzında yabancılaşmış pratik politik devrimle birlikte toplumsal ilişkileri yeniden komünal kontrol altına alacak ve toplumsal üretim ilişkilerini özgürleştirici pratiği var edecek biçimde dönüştürecektir. (Devamı yorumda)#marx
lenan komünizm için savaşıyor - @lenansavasiyor Instagram Profile - inst4gram.com
lenansavasiyor
1

Yabancılaşma ve Marksizm “İnsan, Tanrıya ne kadar çok şey verirse kendinde o kadar az şey kalır. İşçi, yaşamını nesneye koyar. Ama o zaman yaşamı kendisinin değil, nesnenindir. Demek ki bu etkinlik ne kadar büyükse işçi o kadar nesnesizdir.” Yabancıl

Sosyalizmin sorunsalı sadece sömürüyü yok etmek değil sömürüyle birlikte yabancılaşmayı da yok etmektir. İşçi kendi üretim alanını ve toplumsal ilişkilerini yönetemiyor ise bu sosyalist devrimin de yabancılaşmayı yok edememesi durumunu doğurur. Sınıflı toplumun oluşturduğu yabancılaşmış ilişki biçimi sosyalizmde devam ettiği müddetçe ortaya çıkan uzmanlaşmış ve yönetici bürokratik kesim zamanla kendi ayrıcalıklarını mutlaklaştıracak, bu durum da devrimin tasfiyesine giden yolu açacaktır.
Yabancılaşma ile ise yabancılaşmış araçlar kullanarak değil kitlelerin öz örgütlenme araçlarıyla ve inisiyatiflerinin doğrudan kullanımıyla mücadele edilebilir. Kitlelerin öz örgütlenmesine ve inisiyatifine dayanmayan devrim sonrası bir durum, devrimin geriye gidişini engelleyemez. Çünkü kitlelerin ve devrimcilerin geriye gidişi engelleyecek gücü ve buna dair örgütlenme mekanizmaları olmadığı gibi kendi yaşamları ve üretim ilişkileri üzerinde söz sahibi olamadığı noktada kitleler var olan yapıyla içsel bir bağ kuramayacak ve uzaklaşacaklardır.
Çin Kültür Devrimi içinde ortaya çıkan Komün deneyimleri, kitlelerin inisiyatifinin diri tutulabilmesi bu bağlamda kontrolün sadece merkezi yönetsel aygıtta kalmayarak kitlelerin var olan durumu denetleyebilmesi ve sınıflı toplumların ürünü olan yabancılaşmanın yok edilerek insanların toplumsal ilişkilerini yeniden kendi kontrolleri altına alması açısından örnek alınacak bir metot bırakmıştır. Günümüzde gelişecek devrimci hareketlerde bu metodu temel alarak gerek iktidara giden süreç içinde sosyalizmin nüvelerinin bugünden uygulanmaya başlanılabilmesi gerekse de devrim sonrasında devrimin kesintisizliğini sağlayacak bir yöntem olarak Komünlere dayanmalıdır.
lenan komünizm için savaşıyor - @lenansavasiyor Instagram Profile - inst4gram.com
lenansavasiyor
0

Sosyalizmin sorunsalı sadece sömürüyü yok etmek değil sömürüyle birlikte yabancılaşmayı da yok etmektir. İşçi kendi üretim alanını ve toplumsal ilişkilerini yönetemiyor ise bu sosyalist devrimin de yabancılaşmayı yok edememesi durumunu doğurur. Sınıf

Hindistan Komünist Partisi(Maoist) (kısaca HKP (Maoist) ), Hindistan'da devleti Halk Savaşı ile devirmeyi hedefleyen komünist parti. 21 Eylül 2004 tarihinde Hindistan Komünist Parti(Marksist-Leninist)/Halk Savaşı Grubu ve Hindistan Maoist Komünist Merkez birleşerek Hindistan Komünist Partisi(Maoist)'i kurarlar. Birleşme hareketi aynı sene 14 Ekim tarihinde duyurulmuştur. Kurulan bu yeni partide oluşturulan komitede, eski Halk Savaşı Grup Lideri Muppala Lakshmana Rao (lakabı: Ganapathi) geçici olarak genel sekreter görevine getirildi. 2014 yılı 1 Mayıs(İşçi Bayramı)'ında Hindistan Komünist Partisi(Marksist-Leninist) Naxalbari ve HKP(Maoist), HKP(Maoist) adı altında birleştiler. 2006 yılında Hindistan Başbakan'ı Manmohan Singh, Naxalistler için iç güvenliğe meydan okuyan tek ve büyük grup söylemini kullanıp daha sonra da Nüfusun yoksun ve yabancılaşmış bölümlerinin oluşturduğu Naxalistler Hindistan'da Maoist hareketin belkemiğini oluşturur demiştir.
lenan komünizm için savaşıyor - @lenansavasiyor Instagram Profile - inst4gram.com
lenansavasiyor
1

Hindistan Komünist Partisi(Maoist) (kısaca HKP (Maoist) ), Hindistan'da devleti Halk Savaşı ile devirmeyi hedefleyen komünist parti. 21 Eylül 2004 tarihinde Hindistan Komünist Parti(Marksist-Leninist)/Halk Savaşı Grubu ve Hindistan Maoist Komünist Me

1968 yılında başta Fransa olmak üzere Avrupa'yı sarsan kitle hareketi, Türkiye'yi de etkisi altına aldı. Amerikan donanmasının 6. Filosu'na bağlı gemilerin İstanbul'a gelişi işçiler ve öğrenciler arasında büyük bir öfke yarattı. Büyük öğrenci ve işçi örgütleri 16 Şubat'ta İstanbul'da Emperyalizme ve Sömürüye Son mitingi düzenlemeye karar verdiler.

14 Şubat günü Komünizmle Mücadele Derneği, Adalet Partisi ve Milliyetçi Hareket Partisi Bayrağa Saygı mitingi düzenlediler. Mitingin bahanesi bir yıl kadar önce öldürülen Vedat Demircioğlu adlı devrimcinin Beyazıt Kulesi'ne asılan resmiydi. Mitinge katılanlara iki gün sonra düzenlenecek olan 6. Filo'yu protesto yürüyüşüne katılacak olan komünistlere gereken dersi vermek üzere toplanma çağrısı yapıldı. Elinde silah olanlara silahla, balta olanlara baltayla gelmeleri söyleniyordu.

15 Şubat'ta Mehmet Şevket Eygi, Bugün gazetesindeki köşesinde Müslümanları kızıllara karşı cihada çağırıyordu. Aynı gün faşistler saldırı hazırlıklarını tamamladılar. İstanbul'un dışından çok sayıda faşist otobüslerle şehre getirildi. Bir dönem çeşitli bakanlıklarda bulunmuş olan Yaşar Okuyan, faşistlere özel olarak hazırlanmış sopa ve bıçaklar, ayrıca birbirlerini tanımaları için mavi kurdeleler dağıtıldığını söylüyordu.

Pazar günü her şey hazırdı. Beyazıt'tan başlayıp Taksim'de sona erecek olan miting için işçiler ve öğrenciler toplanmaya başlarken, aynı saatlerde faşistler de camilerde toplanmaya başladı. Yaklaşık 30.000 kişi Beyazıt'tan yürüyüşe geçtiğinde, faşist gruplar da Taksim'de bir araya gelmeye başladı. Polis de güçlerini Taksim'de toplamış, askerlerden takviye kuvvetler gelmişti.(devamı yorumda)

DEVRİM ŞEHİTLERİ ÖLÜMSÜZDÜR!
lenan komünizm için savaşıyor - @lenansavasiyor Instagram Profile - inst4gram.com
lenansavasiyor
2

1968 yılında başta Fransa olmak üzere Avrupa'yı sarsan kitle hareketi, Türkiye'yi de etkisi altına aldı. Amerikan donanmasının 6. Filosu'na bağlı gemilerin İstanbul'a gelişi işçiler ve öğrenciler arasında büyük bir öfke yarattı. Büyük öğrenci ve işçi